6 Nisan 2016 Çarşamba

Girne! (Bölüm 2)



Merhabalar! Bu gönderimde sizlere biraz daha Girne'den bahsetmek istiyorum. Bir önceki gönderimde Karmi köyünden bahsetmiştim. Bu yazımda da Karmi'ye oldukça yakın olan Yavuz Çıkartma Plajı, Girne Liman'ı ve Bellapais Manastırı'ndan bahsedeceğim.

İlk olarak Çıkartma Plajı'ndan başlayacağım. Yavuz Çıkartma Plajı, Karaoğlanoğlu denilen bölgede, Karaoğlanoğlu Şehitliği'nin hemen yanında bulunmakta. Çıkartma Plajı ada halkı için oldukça önemli bir anlam taşıyor. Türkiye'nin adaya 1974'te yaptığı harekatta Kıbrıs'a Türk askerlerinin ayak bastığı ilk yer bu plaj. Zaten harekettan sonra da bu noktaya hemen bir anıt inşa edilmiş.


Anıtın içinde bir çok anlam gizli. Bunu da gidip anca orada okuyarak ve görerek öğrenebilirsiniz. Epey detaylı bir listesi var o yüzden burada bunu paylaşmıyorum. Bu arada anıtı görmek için giriş ücreti falan ödemeniz gerekmiyor. Zaten hemen anayolun üstünde bulunuyor. Ana yolda ilerlerken kolaylıkla görebilirsiniz. Anıtın hemen yan tarafında Karaoğlanoğlu şehitliği bulunmakta. Burası da 1974'te bu bölgede şehit düşmüş olan askerlerin bir kısmının bulunduğu şehitlik. Bu bölgenin ve şehitliğin isminin Karaoğlanoğlu olmasının sebebiyse, şehitlikte naaşı bulunan alay komutanı Halil İbrahim Karaoğlanoğlu. Aslında eskiden -ve hala daha birçok Kıbrıslı Türk eski adını kullanıyor- bu bölgeye Ayorgi deniyormuş.

Şehitlikte bir müze bulunmakta ve eğer olayları daha ayrıntılı öğrenmek isterseniz askeri personeller rehberlik yapıyorlar. Şehitlikte Rumlardan kalma tanklar da bulunmakta. Epey ürkütücü ama bazı gerçekleri yüzünüze etkili bir şekilde vuran bir yer burası. 


Şehitlikten sonra biraz deniz havası almak için Girne Limanı'na doğru yola çıktık. Girne Limanı, diğer bir deyişle 'Harbour' Girne'deki en popüler bölge. Sağlı sollu dükkanların bulunduğu bir çarşıdan geçiyorsunuz ve sonra kendinizi bir anda sahilde buluyorsunuz. Çarşıda bir sürü hediyelik eşya dükkanı var. Kıbrıs'a özgü birkaç sembol almak isterseniz, burası epey ideal. Hem fiyatlar çok yüksek değil, hem de çeşit bol. Deniz kenarında birçok kafe ve restorant bulunuyor ve arkalarında Rumlardan kalma taş evleri görebiliyorsunuz. Burası Kıbrıs'ı tanıtmak için yapılan reklamlarda kullanılan bir yer. Sahilin sonundaysa Girne Kalesi bulunuyor. 



Limanda kafelerin yanı sıra çeşitli pansiyonlar da bulunmakta. Fiyatları da adadaki otellere nazaran çok daha uygun. Eğer limandaki müzik ve kalabalığın seslerine katlanırım diyorsanız bu pansiyonlarda kalmanızı tavsiye ederim. Çünkü merkezi olduğu için Girne'de dolaşmayı kolaylaştırıyor.

Limanda gördüğünüz eski Rum evlerinin arasından girip arka sokaklara dalarsanız Girne'nin çok daha farklı bir yüzünü görme şansı yakalarsınız. Şahsen benim Kıbrıs'ta en çok sevdiğim yer bu arka sokaklar. Labirenti andıran sokakların arasında beyaza boyanmış birçok ev var ve çoğunun kapısı, penceresi masmavi. Tıpkı egenin sahil kasabalarında geziyormuş gibi hissediyorsunuz. Sokağın en sonunda da bir kilise bulunmakta. Bu da adadaki etnik çeşitliliği birkez daha gözler önüne seriyor... 


  

Birkaç yıl önce bu ara sokaklarda bir bar keşfettim. Sizlere onu da tavsiye etmek istiyorum. Mekanın adı Whiskey Joe's Bar ve çoğunlukla adadaki İngilizlerin gittiği bir yer. Sonradan öğrendiğim kadarıyla okuldan birkaç arkadaşım oraya sırf İngilizce konuşmak ve alıştırma yapmak için gitmişler. Mekanın sahipleri de müşterileri de çok sıcakkanlı ve içeriye girdiğinizde İngiltere'de bir barda oturuyormuşsunuz havası veriyor.


Limanda da kısa bir tur attıktan sonra zaman kaybetmeden Bellapais Manastırı'na gidiyoruz. Manastır Girne'ye bağlı olan Beylerbeyi köyünde bulunmakta. Yaklaşık 10-15 dakikalık bir araba yolculuğuyla gidiliyor ama biraz tepede kalıyor. Yani Beşparmak Dağları'na tırmanıyoruz. Bizi çok güzel bir manzara karşılıyor.



Bellapais kelimesinin anlamı Barış. Yani burası Barış Manastırı. Zaten tam da bu adaya ve bulunduğu bölgeye yakışacak bir isim. Hala daha bu manastır çeşitli amaçlarla kullanılıyor. İçinde küçük bir kilise var. Bahçesinde dolaşırken sanki tarihi bir filmde başrol oynuyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. 


Beylerbeyi Köyü de tıpkı Karmi gibi görülmesi gereken yerlerden biri. Burada Türkler ve İngilizler birlikte yaşıyorlar. Manastırın hemen yanında küçük bir çay bahçesinde yaşlı bir dede var. Buraya ne zaman gelsem onun elinden bol köpüklü bir Türk kahvesi içmeden gitmem. Size de tavsiye ederim. 

Umarım siz de gezerken eğlenir ve bu mekanlarda keyif alırsınız :)

Bir sonraki gönderide görüşmek üzere!



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder