5 Mayıs 2016 Perşembe

Mağusa!!


Merhabalar! Bu yazımda sizlere Gazimağusa'dan bahsedeceğim.

*Gönderideki bazı fotoğraflar internetten alınmıştır*

Mağusa da Girne gibi bir liman şehri ancak bana hep biraz fazla dağınık gelmiştir. O yüzden yıllardır Mağusa'ya pek ısınabildiğim söylenemez. Yine de üniversite sebebiyle orada yaşayan arkadaşlarım şehri epey seviyorlar. Adadaki birçok bölgeye göre daha aktif bir yerleşim yeri ve epey olanak var. Özellikle de Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin burada bulunmasından dolayı...

Şuraya Gazimağusa'nın Kıbrıs'taki yerini gösteren bir harita bırakıyorum hemen :)


Mağusa'ya Girne'den gittiğimiz için yolculuğumuz yaklaşık 2 saat sürdü. Biz kendi arabamızla gittik ama tabi çeşitli otobüs şirketleriyle de ulaşmak mümkün. Yine aşağı yukarı aynı sürede Mağusa'ya varabiliyorsunuz. Ücretlerini tam olarak bilmiyorum ama 20 tl den fazla olmadığına eminim. 

Geziye direk şehir merkezinden başlıyoruz. Ama size tavsiyem buraya günübirlik gelmemeniz. Gelmişken birkaç gün kalmak ve Mağusa'nın denizinde yüzüp, biraz keyfini sürmek lazım. Çünkü adadaki -tabiki Karpaz'dan sonra- en güzel kumsallara sahiptir kendisi. Özellikle de şu anda sivillerin girişinin yasak olduğu Maraş bölgesinde. 

Neyse efendim ilk durağımız yat limanının yanındaki büyük surlar. Bu surlar bir zamanlar kıyı şeridini düşmanlardan korumak için yapılmış. Surların içindeyse gezeceğimiz birkaç yer ve oturup sıcaktan korunabileceğiniz ve alışveriş yapabileceğiniz mekanlar var. İlk olarak surların içinde bulunan Lala Mustafa Paşa Camii'ye gittik. Aslında bu caminin orjinal adı Aziz Nikolas Katedrali, ancak tıpkı adadaki diğer klise ve katedrallerin başına gelen şey bu katedralin de başına geliyor ve camiye çevriliyor. Üzerine sonradan bir minare bile eklemişler. 




Boyut olarak gerçekten devasa bir mekan ve mimari olarak oldukça etkileyici. Aslında buradaki asıl önemli şey katedralin sol tarafında duran büyük incir ağacı. (diğer adıyla Cümbez ağacı). Bu ağacın katedral inşa edildiği sırada dikildiği ve yaklaşık 700 civarında bir yaşa sahip olduğu söyleniyor. Kendisi Kıbrıs adasındaki en yaşlı canlı diyebiliriz yani :)

Camiyi gezdikten sonra hemen karşısındaki binaya doğru ilerliyoruz. İki katlı, büyük taşlardan yapılma bir bina... Namık Kemal Zindanı. Aşağıda tek hücreli bir oda ve üst kattada Namık Kemal'i anlatan bir müze bulunmakta. Merdivenler biraz dik ve kaygan, şimdiden uyarayım. 

Namık Kemal, Vatan Yahut Silistre oyunundan dolayı buraya sürülmüş ve 3 yıl kadar bu alt kattaki zindana kapatılmıştır. Birçok eserinin bu zindanda yazıldığı söyleniyor. Zindanı görmek insanın tüylerini diken diken ediyor. 1800lü yılların o şartlarında, bu taş duvarlarla çevrili odada üç koca yıl... 





Bu arada üst kattaki müzenin 10 tl gibi bir ücreti vardı biz gittiğimizde. Yukarısı sadece iki odalı bir yer ve Namık Kemal'e ait bazı belgeler ve eşyalar sergileniyor. Burası bizi yeterince üzmemiş gibi bir de bir sonraki durağımız bize bir darbe vurdu. Kapalı Maraş. 

Kapalı Maraş, 1974 öncesinde adanın en ünlü bölgesiymiş. Ancak 1974 harekatı sonrasında yapılan anlaşmalar sonrasında bu bölgeye girişler kapatılmış ve insanlar evlerini terketmek zorunda kalmışlar. 

Eskiden epey ünlü tatil merkeziymiş. Birçok ünlü gelip buradaki otellerde kalmış ve otellerdeki teknolojiler o dönemde dünyanın birçok yerinde bulunmazken, burada varmış. Benim için epey şaşırtıcı bir deneyimdi. 

Maraş bölgesi sivillere kapalı. Bölgeyi Birleşmiş Milletler denetliyor ve içerde Türk Silahlı Kuvvetlerine ait bir orduevi var. Yani eğer askeri kimliğiniz varsa içerdeki orduevine girebiliyorsunuz. Biz de öyle yaptık. 

Kapalı Maraş'ın giriş kapısından orduevine gidilen yol boyunca sağlı sollu terkedilmiş binalar, yıkık dökük evler, henüz tamamlanmamış inşaatlar ve her yeri kaplamış olan çalılıkları gördük. Tabi şansımıza orduevine gidene kadarki geçen bu yolculukta fotoğraf çekmek yasaktı. Yolun iki yanına da bölgede fotoğraf çekmenin ya da arabadan inmenin yasak olduğunu söyleyen tabelalar vardı. Bu yüzden elimde hiç Maraş fotoğrafı yok :( 

Bende internetten araştırdım ve birkaç fotoğraf buldum. Dikkatli bakarsanız terkedilmiş olduğunu anlayabiliyorsunuz. 





Orduevine varana kadarki o 10 dakikalık araba yolculuğu benim için büyük bir işkenceydi. O yıllarda yaşanan şeylerin acısını insan gidip görünce daha çok hissediyor. Kıbrıs adasında sürekli bu tarz duyguları uyandıran şeylerin bulunması çok üzücü. 

Neyse, orduevine vardığımızda orada birkaç saat oturduk. Orduevi deniz kenarında olduğu için suya bakma şansımız da oldu. Yaz aylarnda orduevine gelirseniz denize girilmesine izin veriliyormuş. Biz gittiğimizde hava biraz kapalıydı ve zaten hazırlıksız gitmiştik o yüzden giremedik. Bir dahakine artık diyerek geldiğimiz yolu geri dönerken etrafı biraz daha ayrıntılı inceledik. Birçok bina epey yıpranmıştı. Sonuçta yaklaşık 40 yıldır hiçbir yere insan eli değmiyor...  

Maraştan da ayrılıp yolumuzu Salamis'e çevirdik. Salamis harabelerini gezmek için. Ancak gezinin o bölümünü daha sonraki yazılarımdan birinde anlatacağım. Şimdilik bu kadar hüzünlenme yeter diye düşünüyorum. 

Kapalı Maraş kesinlikle herkesin gidip görmesi gereken bir yer.

Bu konu üzerine başka bir yorum yapmak istemiyor ve herkese iyi günler diliyorum. Görüşmek dileğiyle... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder