18 Mayıs 2016 Çarşamba

LEFKOŞA!!


Merhabalar efendim! Bugün sizlere başkent Lefkoşa'daki gezimden bahsedeceğim. Lefkoşa'da gezilecek epey fazla yer vardı o yüzden bizde gezimizi iki güne yaymaya karar verdik. Bu yüzden sizlere önce ilk kısmını anlatacağım.

Lefkoşa'nın yerini belirten haritayı şöyle bırakayım.


Bu gezimizde Lefkoşa'ya Girne üzerinden gittiğimiz için yolculuğumuz arabayla 15-20 dakika civarı sürdü. Ayrıca Girne-Lefkoşa seferleri yapan minibüsler bulmanız da mümkün. 5-10 tl civarı bir ücretle sizi Lefkoşa'da istediğiniz yerde indiriyorlar. Her yarım saatte bir servis bulunuyor.

Biz gezimize Barbarlık Müzesi'nden başladık. Müze Lefkoşa'nın Dereboyu adlı meşhur caddesinde bulunuyor. Dereboyu; üstünde sağlı sollu dükkanların bulunduğu bir cadde. Genelde tanıdık giyim markaları ve yemek yerleri mevcut. Bu sebeple ulaşımı oldukça kolay. Bu arada geziye başlamadan önce de Dereboyu'nda alışveriş yapabilir ya da bir kahve molası verebilirsiniz.

Barbarlık Müzesi beni Kıbrıs'ta en çok etkileyen yerlerden biri. Bu müze aslında bir ev. Ve dışardan bakıldığında oldukça sevimli, bahçe içinde tek katlı bir ev görüyorsunuz. Ancak içine girince o şirinliği kayboluveriyor ve insanı oldukça derinden etkiliyor.

 Kıbrıs'taki 1963-1974 olayları yaşanırken adada görev yapan Binbaşı Nihat İlhan'ın ve ailesinin evi burası. Ve o dönemde Rum bir çete evi basıp Binbaşı İlhan'ın karısı ve çocuklarını katlediyor. Eve girildiğini farkeden anne, çocuklarıyla birlikte küvete saklanıyor ancak çete onları kolaylıkla buluyor. Hala evde kan ve mermi izleri duruyor ve ailenin eşyaları, o dönemde yaşanan olayların fotoğrafları burada sergileniyor. Alttaki fotoğrafta siyah çerçeve içine alınmış yerler kurşun deliklerinin olduğu bölgeler. Net bir şekilde görebilirsiniz. Evin geri kalan yerlerinde de bolca bulunmakta.




Bu hüzünlü eve veda edip kendimizi surlar içine atıyoruz. Surlar içi denilen bölge gerçekten de surlar içinde. Aşağıdaki fotoğrafı mutlaka birçoğunuz görmüşsünüzdür.


Bu 11 oklu yuvarlak aslında Lefkoşa'nın surları. Eski zamanlarda insanla bu surların içindeki alanda yaşıyorlarmış ve asıl Lefkoşa surların içindeki bölgeymiş. Surların dışı sularla doldurulup dış tehditlerden şehri koruyormuş. Haritanın yeni versiyonunda surların tam ortadan ikiye ayrıldığını ve üst tarafın KKTC sınırlarında, alt tarafın da GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi)'ne ait olduğunu görebilirsiniz. 

Surlar içine adımımızı atar atmaz karşımıza ilk çıkan şey Girne Kapı'sı oluyor. 


Bu yapının Lefkoşa'da olupta isminin Girne Kapısı olmasının sebebi surların 3 adet çıkış kapısının olmasıymış. Girne, Mağusa ve Baf. Ve her bir kapı bir şehrin yoluna açılıyormuş. Bu yapı da Girne yolunu açtığı için ismi Girne Kapısı olarak kalmış. Şu anda turistler için bilgilendirme ofisi olarak kullanılıyor ve içeriye girip kendinize ücretsiz bir Lefkoşa haritası alıp tarihi yerleri daha ayrıntılı olarak inceleyebilirsiniz. 

Bu arada Surlar İçi'ne geldiğiniz anda araç derdiniz olmasın. Çok rahat bir şekilde yürüyerek her yere ulaşmanız mümkün. Bütün tarihi mekanlar birbirinin yan sokağında zaten. Eğer harita bulabilirseniz hepsinin tarifini de bulabilirsiniz ve birkaç saat içinde bütün her şeyi gezebilirsiniz.

Girne Kapısı'ndan içeriye girip sokak boyunca ilerlediğinizde asıl merkeze geliyorsunuz. Tarihi yerlerin çoğu ve Arasta isimli çarşı burada. Biz öncelikle Büyük Han'a dalıveriyoruz. Burası Osmanlı Dönemi'nde han olarak kullanılmış, tarihi açıdan önemli bir yer. 


Giriş katında da üst katta da çeşitli dükkanlar var. Kıbrıs'a özgü el işleri ve hediyelik eşyalar satıyorlar. Özellikle Lefkara işi adı verilen örgüler Kıbrıs kültüründe önemli bir yere sahip. Ayrıca alt kattaki restoranda Kıbrıs mutfağının bazı lezzetlerini tadabilirsiniz. 



Büyük Han'dan çıkıp yolumuzu Selimiye Camii'ne çevirdik. Aslında orjinal adı Saint Sophia Katedrali. Yani anlayacağınız yine kiliseleri, katedralleri bozup camii yaptığımız bir yapıyla karşı karşıyayız. Türklerin özellikle bu huyuna bir türlü anlam veremiyorum. Adamlar yüzyıllar önce uğraşmış, böyle güzel yapılar yapmışlar ve günümüze kadar gelmiş bunlar. Bir de tarihi mekan diye insanların gezmesine izin de veriyorsun. E canım kardeşim ne gerek var bir de bunu camii yapmaya? Hiç camiiye benziyor mu şu? Yapıları bozma konusunda bir ödül olsa Türkiye her seferinde ödülü alırdı sanırım. 



Neyse efendim işte Saint Sophia Katedrali'nin inşası Lüzinyan dönemine kadar uzanıyor. O dönemde Kıbrıs'a Paris'teki Notre Dame Katedrali'nin bir benzerini inşa etmeyi amaç edinmişler. Çokta güzel bir iş çıkartmışlar. Şu anda Kıbrıs'taki en önemli ibadet yerlerinden biri kendisi. 

Bu gezimizin son durağıysa Arasta. Arasta; Büyük Han, Selimiye Camii gibi yapıların çevrelediği bir bölge. Arabaların giremediği, rahatça sokakta yürüdüğünüz güzel bir yer aslında. Sağlı sollu dükkanlar var ve her yerde yabancı insanlara rastlayabilirsiniz. Rum ve İngilizler oldukça yaygın çünkü Rum tarafıyla olan sınır kapısı hemen Arasta'nın sonunda. Buradan isteyen ziyaretçiler ara bölgeye ya da vizesi olanlar direk olarak adanın güney tarafına geçebiliyorlar.  

Arasta oldukça renkli ve çeşitli alışveriş imkanlarının olduğu bir yer. Ancak TL olarak satılan ürün bulamayabilirsiniz. Yabancıların da uğrak mekanı olduğu için her şey Euro üzerinden hesaplanıyor. Bu yüzden gitmeden önce bir dövizciye uğramanız fena olmaz.



Bu yazımın da sonuna geldim. Size kısaca Lefkoşa gezimizin ilk kısmını anlattım. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere :)



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder